09 ΑΥΓΟΥΣΤΟΥ 2020

30-31 Mayıs’ta YKP (m-l) MK Yunanistan Komünist Partisi (marksist-leninist) Merkez Komitesinin kararı

30-31 Mayıs’ta YKP (m-l) MK (Yunanistan Komünist Partisi (marksist-leninist) Merkez Komitesi), pandeminin doruk noktasına ulaşması ile değişiklikleri ve önceki duruma eklenen verileri gelişmelere göre, sözde normalliğe geri dönüşten sonra açılan dönemde, uluslararası ve ülkedeki oluşan durumu değerlendirmek için toplandı. Burada biçimlenen temel değerlendirme ve kararlar aşağıdadır.

DÜNYADA DURUM

İki kutuplu emperyalist rekabet ve küresel kriz dünyada ki gelişmeleri belirlemeye devam ediyor. Pandemi ve kısmi uluslararası karantina işçi sınıfı ve dünya halkları için karanlık ve tehlikeli durumu biçimlendirecek biçimde iki kutbun derinleşmesinde bir katalizör işlevi olarak daha fazla keskinleşmesini sağladı.

Yeniden üretimin, işleyişinin ve eyleminin “yasaları” ve koşulları, çıkmazlarından kaynaklı “hasarlarından” ve başarısızlıklarından dolayı yeniden düzenlenemez.

Tam tersine bu durum, halklar ve emekçiler için barbar, yıkıcı ve parazit niteliğinin derinleşmesini sağlar. Sağlık sisteminin iyileştirilmesi, orta sınıfların (tabanları) desteklemek için politikaların tercih edilmesi, “aşırı” ifadelerin törpülenmesi zorunluluğunu veya olanağını ifade eden ve ifade edilecek olan söylemler sistemin egemen tercihlerinden yansıtmazlar. Her geçen gün daha fazla mengeneye alınmış ve bastırılmış toplumsal orta kesimlerin memnuniyetsizliğini yansıtan seslerdir. Bunlar, sosyal demokrasinin ve uzlaşmacı-reformist güçlerin çıkmazlarının politik düzeydeki ifadesidir. Bu söylemler sistem açısından, halk ve emekçi kitlelerin belli kesiminin çıkmaz yönelimlere hapsedilmesi için faydalıdır.

Ana emperyalist güçler (örneğin ABD) kendi işleyiş sınırları içinde tabii, “Doğu”ya (Çin ve başka yerlere) taşınan sanayiinin kendi ülkelerine “geri taşınması”, robotik ve bütün olarak sözde “4. Sanayi Devrimi”nin geliştirilmesi ve yaygınlaşması gibi hamlelerle kendi kriz ve çıkmazlarına yanıt olmaya çalışmaktadır.

Fakat bu yanıtlar her şeyden önce yüksek sermaye talebine ve dünya da bir dizi ülke ve bölgeyi sülük gibi emen ve denetleyen, çok daha hızlı ve fazla getirisi olan sözde ‘açgözlü’ sermayeyle karşı karşıya gelmektedir.

İkinci olarak, bu cevaplar bir dereceye kadar uygulansa bile, temel nedenleri piyasaların kapsamı ve derinliğinde kesme ile ilgili olan krizin üstesinden gelmek için temel oluşturamaz.

Yani, emperyalist rekabet ile halklara ve işçilere karşı sürekli arttırılan saldırıyla ilgilidir. Başka bir deyişle, çıkmazlarını giderek daha fazla besleyen sistemin karakteri ve mantığıdır. Bundan dolayı sistemin, sermayenin genişletilmiş ve yeniden kendini üretmesine vereceği yanıt, bir emperyalist gücün başka güç karşısında, talep edilen koşulların oluşması için (siyasal, askeri, stratejik) daha sert ve barbar hamlelere girişmesinden başka bir şey olmayacaktır. Bütün dünyada her anlamda gelişen emperyalist şantajların, müdahalelerin, savaşların, rekabetlerin krizle ilişki, bağlı olma sorunu tam da budur.

Dünya emperyalist güçleri arasındaki, belirleyici ve kritik sorun olan ‘rekabet, konumlanış, müttefik arayışlarına pandemi süreci keskinleşmeyi, gerilimi ve belirsizliği de ekledi. Öncelikli olarak, emperyalist sistemin amiral gemisi olan ve egemenliğin ifadesi olan ABD’nin koşulları ve tercihlerin belirlenmesiyle sistemin çıkmazlarına bütünlüklü yanıt vermesi beklenerek daha fazla yük bindi. ABD egemenlerinin hesabına “Önce Amerika” siyasal çizgisinin Trump yönetimi tarafından ekonomik, siyasal ve askeri alanda hayata geçirilmesi pek çok zorluk ve engelle karşılaşmışken, şimdi ise Amerika’daki seçimlerin yaklaşmasıyla bu daha elzem olmaktadır. Çünkü, ABD’nin stratejik rakibi Rusya önceki süreçte mevcut olan ve önemli sorunlarına rağmen, kuşatmayı geri püskürtmüş ve kritik alanlarda önemli taktik başarılar kaydetmişti.

Önceki on yıllarda SSCB ile olan rekabet kapsamında ABD tarafından desteklenen Çin, pandemi sürecinde ABD’nin karşısında yer alan bir güç olmuştur. (Batı emperyalistlerinin de yardımıyla) Dayanıklılığı -pandemi sürecinde ciddi yara alsa da- ve ‘olağanüstü koşullara’ dayanıklılığı ile uyguladığı “ılımlı güç” politikasıyla birlikte Asya-Pasifik’te hesaba katılır emperyalist güç olmak amacıyla, ortaya koyduğu istikrarlı çabalar, emperyalistler arası rekabet ve hesaplaşmaları daha karmaşık hale getirmiştir. Zaten ABD için, Çin’in arzularına karşı koymanın öncelikli olduğu aşikardır keza Çin hedeflerinin bloke edilmesi de dünya çapında ABD planlarının öne sürülmesi olarak yorumlanmaktadır.

Avrupa alanında ise, Birleşik Krallığın AB’den ayrılması, İtalya ve İspanya’da (Emperyalist birliğin 3. ve 4. güçleri) derinleşen krizin sarsıntıları, Berlin ve Paris’te tehlike çanlarının çalmasına neden oldu. Yeni oluşan uzlaşma ne kendi aralarındaki çelişkilerin ortadan kalkmasına, ne de yeni bir AB için yol açmaktadır. Fransa ve Almanya kendi çıkarları doğrultusunda, çatışmalı emperyalist arzuların Avrupa’da, bölgede ve dünyada etkin olması zemininde AB argümanını desteklemektedirler.

Özetlersek, bütün dünyada bir taraftan sermayenin işçi sınıfına keskin saldırısı bir taraftan da politik baskı ve kitlelerin özgürlüklerinin boğulması saldırısı yoğunlaşarak devam edecektir. Bu politikaların pandemi öncesinde de olduğunu (Macron’un Fransa’daki olağan üstü hali) hatırlayalım fakat pandemi ve üretimdeki “kapanma” metropollerdeki talep krizini yoğunlaştırdı. Nasıl bir seyir izleyecek sorusu ile birlikte, son günlerde ABD’de meydana gelen gelişmeler, en ileri hali olan sistemin sunacağı barbarlık ve yoksunluğun ham görüntüsünü oluşturmaktadır. Diğer taraftan koşullar ve gelişmelerin bütünü, ABD’yi dünyanın bir dizi noktasında müttefikleri ve rakipleriyle olan açık hesaplarının görülmesi için daha kararlı hamleler yapmasını zorlayacaktır. Suriye, Ortadoğu, İran (Orta Akdeniz ile birlikte), Ukrayna, Orta ve Doğu Avrupa, Balkanlar, Latin Amerika, halklar için vahşet ve tehlike demek olan açık hesapların kritik merkez noktalarını oluşturmaktadır.

ÜLKE VE BÖLGEDE DURUM

Libya cephesinin öne çıkması, ABD’nin Suriye’de görünür hareketliliğine karşı Rusya’nın açık-kararlı kazanımlarını savunma durumu, Amerika’nın Filistin planının İsrail tarafından hayata geçirilmesi, Kıbrıs’ta ki açık emperyalist arzular, Batı Balkanlar’da ki bütün güçler tarafından yapılan müdahaleler, “herkesin herkese karşı olduğu” bölgenin (D. Akdeniz’den, Ortadoğu’ya, Karadeniz’den Balkanlar’a kadar) emperyalist rekabetin kritik merkezi olduğunu göstermektedir.

Bütün bu alanların hükümdarı ve lideri olan ABD’nin amacı, son yıllarda ki başarılarının üzerine basan, Pers Körfezine kadar geniş alanda ABD’nin çelişkilerinden ve zafiyetinden faydalanan ve ciddi bağları olan Rusya’yı buralardan çıkarmaktır. Bu rekabetin kritik parametresi için önemli olan, Türkiye’nin ekonomik sorunlarının ve gerçek potansiyel açıklıklarının uyumsuzluğunun ağırlığı altında, bu “geri dönüş” şartlarını müzakere etmeye ve Rusya ile maceracı yaklaşımların terk edilmesine teşebbüs ederek, Türkiye’nin Amerikan-Batı kampına “geri” çekilmesidir.

Bu çerçevede, bütün yerli hükümetler tarafından izlenen ABD’nin ‘iyi ve tercih edilen’ çocuğu politikası zemininde, ülkemiz burjuva sınıfının Türkiye karşısında jeopolitik konumunun güçlendiği savının yalan olduğu görülmektedir. EastMed projesinin ABD önderliğinde kararlaştırılıp ilan edildiği söylenirken, bir tarafından ise, Türkiye-Libya anlaşmasının da ABD’nin göz yummasıyla gerçekleşmesiyle “ulusal başarı” olan EastMed projesinin iptali, uşak politikası ve gerici maceracı politikaları açısından çarpıcı niteliktedir. Bütünlüklü olarak bakılırsa, Amerikan egemenliği altında ki Yunanistan-Türkiye rekabeti içine girilen yeni dönemde bölgede ve ülkede gelişmeler açısından temel kritik etken durumundadır.

Sistem ve hükümet, bütün bu sorunların yanında, sonuçları süreğen dönem ve yıllarla sınırlı olmayan, havadan para kazanan ve parazit ekonominin açtığı ağır yaraları da yönetmekle karşı karşıyadır. Buna karşın, uzun yıllara yayılacak olan uluslararası durgunluk ve kriz “Mükemmel fırtına” arka fonuyla on yılların yaralarını derinleştirmek üzere gelmektedir. Hükümet bu koşullarda, AB’nin kimi ekonomik desteğine göz dikerek, “Orta sınıfın yeniden ayağa dikilmesi” bağlamında ne kurtarabilirsem yaklaşımındadır. Bu destek belirginleştikçe, sınırlarını ve gerçek niteliğini de ifşa etmektedir. Bu da, yeni kredi ve vasilikler, sınıfsal olarak belirlenmiş ve büyük burjuva sınıflarına “yardım” ve yeni soygun anlamına gelmektedir.

Bundan dolayı, “geçici kararlar” niteliğinde de olsa hükümetin gerçek politikası işçiler, emekçiler, halk ve gençlik karşısında ortaya serilmektedir. Çalışanlar için hiçbir hakkın olmadığı barbarca çalışma çerçevesi biçimlenmektedir. Genel halk kitleleri için en temel ihtiyaçların dahi (Barınma, elektrik, su ve dahası gıda) karşılanmadığı sefalet koşulları oluşturulmaktadır. Eğitimde şimdiden dayatılan, sağlık-bakım alanında da hazırlanılan büyük gerici dönüşümler hedeflenmektedir. Kamusal ve doğal zenginliklerin (Doğa, çöp) yağmalanması yürürlükteyken yerli ve yabancı sermaye şimdiden kar alanları bulmaya başladı.

Buna paralel, hükümet tüm sistem adına, karantina döneminde halkın ve gençliğin özgürlükleri de dahil demokratik ve kişisel kısıtlamaların ruhuyla ve önlemler ile elde ettiği olumlu kazanımları elinde tutmak istiyor. Gerek emekçilerin ve gençliğin iş alanlarında ve eğitimde örgütlenme ve mücadele hakkı anlamında gerekse de bütünlüklü olarak halkın örgütlenme ve mücadele hakkı karşısında ortaya konan önlemler önceki dönemin gerici olgularını dahi aşmıştır. Kamusal ve siyasal hayata yönelik faşist politikaları dayatan önlemler, siyasal sistemin sağa kayışına, mülteciliğin keskin bir biçimde ortaya konmasıyla araçsallaştırılmasına, sendika ağalarının GSEE-ADADI-Federasyonlarda (Yunanistan İşçi sendikaları Konfederasyonu-Yunanistan Kamu Emekçileri Konfederasyonu) pespaye rolüne, KKE (YKP-Yunanistan Komünist Partisi) önderliğinin burjuva yasallık zemininde uyumunun keskinleşmesine dayanmaktadır. Faşistleşmenin politikası durumu sistemi bekleyen çıkmazlar karşısında kendini koruması ve halk karşıtı genel saldırılar için kaçınılmazdır. Önümüze çıkan yeni dönemde emekçilerin ve gençliğin kitlesel mücadele hakkının desteklenmesi ve ifade edilmesi çok çeşitli biçimlerde girişimlere ihtiyaç duymaktadır.

Burjuva sınıfın bölgede ki jeopolitik gelişmelerde ki çıkmazları, Türkiye ile olan rekabet, ikili bağımlılığın denge sorunu, sosyo-ekonomik sorunlar, burjuva partilerin toplumsal destek “kayıpları” ülkede ki politik istikrarsızlığı teşkil etmektedir. Yunanistan-Türkiye rekabeti bir taraftan “Ulusal bütünlüğe” yol açarken bir yandan ise çelişkileri ve kavgaları beslemektedir. Hükümet yetkilileri halka karşı başlattığı saldırılar kapsamında yardım arayışı ve beklentisindeyken, bir yandan da “köprünün” sonu olarak görülen Ekim ayına kadar bunca sorunu nasıl yöneteceği bağlamında oluşacak koşulların kaygısını taşımaktadır.

SIRYZA ise, sistemin ikinci siyasal kutbu olma siyasetini her biçimde beslemekte ve savunmaktadır. Bir yanda ise YD (Yeni Demokrasi)’nin hükümet ortağı görünmek istemediğinden KİNAL’a (Değişim Hareketi-Sosyal Demokrat Cephenin çatı hareketi, çn.) baskı uygulamaktadır. Bu zeminde, nispi anlamda, sistemin bütün güçleri arasında (Kasidiaris’in yeni Altın Şafak kurma girişimleri de dahil olmak üzere) seçime kadar varan görüşmeler olmaktadır. Tartışma sistemin gerçek çıkmazlarının yansımasıyla birlikte halkında “verili” bir olgu olmadığının anlaşılmasını göstermektedir.

Bizimle bağlantılı olarak, halkın iş ve yaşam gibi temel haklarının içinde yer almadığı çerçevenin belirlendiği koşullarda halk “verili” bir olgu değildir ve de olamaz. Pandemi ve karantina sürecinde tüketilen bir olgu olarak görülen, bundan fazlasını yaşadığı şu an ve daha kötülerinin geleceğini anlayan halk fazlasıyla endişe ve öfke biriktirmiştir. Pandeminin etkilerinin sınırlandırılması ile ilişkili hükümet “başarısı” diye anılan durum hükümetin işi olmaktan çok bölgedeki (Balkanlar) hakim olan etkenlere bağlıdır ve propaganda olarak da olası gelişmeler karşısında çok az yakıtı bulunmaktadır.

MÜCADELE CEPHELERİ

Bütün bu gelişmeler, halkın ve gençliğin kazanım ve hakları bağlamında, güçlü boyun eğdirme anlayışı, geriletme ve tabi kılmaya karşı yüklü bir alan meydana getirmektedir, halkın güçlerini ve mücadelesini tahkim etmesi için siyasal olarak mücadele cephelerinin belirlenmesi kritik öneme sahiptir.

*İşçi ve halk karşıtı saldırıya karşı. Ortaçağ çalışma koşullarına, dönüşümlü ve esnek çalışmaya hayır. Toplu sözleşme hakkı talep edilip savunulmalıdır. Herkese kalıcı ve istikrarlı çalışma hakkı için mücadeleye.

*Halkın sağlığı tüketilir meta değildir. Tüm halka eşit, tam ve ücretsiz sağlık hakkı. Sağlıkta, kitlesel işe alımlar ve tüm sağlık sektöründeki sözleşmelilerin kadrolaştırılması. Halk için önlemler ve bedava test.

*Eğitimdeki gerici saldırıya izin verilmemeli ve dağıtılmalıdır. Kahrolsun torba yasa ve değişimler. Uzaktan eğitime hayır. Herkese bedava eğitim hakkı. Derneklerden ve eğitimdeki özgürlüklerden elinizi çekin.

*Emperyalist bağımlılığa ve savaşa karşı mücadele. Emperyalizme ve tehlikeli-haksız savaşa karşı Türkiye halkıyla dayanışma ve ortak mücadeleye. Bütün bölge halkları ve mültecilerle kardeşlik, dayanışma ve ortak mücadele.

*Faşist uygulamalara hayır. İşçi-halk özgürlüklerinden ve kitlelerin demokratik haklarından elinizi çekin. Sendikalardan, grev ve eylem hakkından elinizi çekin.

Pandemi-karantina sürecinde, sol ve genel hareket içinde görülen “Subjektif hastalıklar” çok daha belirgin biçimde kendini gösterdi. YKP önderliğinin sisteme bütünlüklü uyumu-desteğinden, meclis dışı solda egemen olan gerileme ve kafa karışıklığı ile, sistemin ve onun güçlerine karşı olan yanılsamalı yaklaşımlarına geri dönmesinden, otonom-anarşist-aktivizm alanına kadar bu görülmektedir.

Bu durum hiç kuşkusuz, bizlerin halkın ve gençliğin karşı karşıya kaldığı durumda, ortak mücadele ve hareketler ve dahası ortak açıklamalar yapma çabalarımız bağlamında da olumsuz etken oldu. Bütün bunlara rağmen, mücadele etmeyi, alanlar açmayı ve bütünün sesi olmayı başardık.

Öncesinde de kaydettiğimiz, kitlelerin hareketini kolaylaştıran ve mücadele cephelerini biçimlendiren ortak mücadelede ve her olanağı tüketmekte ısrarcı olmaya devam edeceğiz.

Buna paralel anlayışımızı, sistemin güçleri noktasında yanılgılara ve kafa karışıklığına düşmeden, sistemin politikaları karşısında kitlesel direniş-hak alma mücadelesi yönelimi doğrultusunu, teorik, ideolojik ve siyasal olarak, savunmaya, ortaya koymaya, desteklemeye devam edeceğiz. Anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-ortak yönetim mücadele zemininde kitlesel direniş-hak alma anlayışı, halkın ufuktaki sistemin ve güçleriyle hesaplaşması olacaktır.

DEĞERLENDİRME-GÖREVLER

Pandemi ve karantinanın etkin olduğu süreçte örgüt halkla buluşarak öncesi görülmemiş koşullara karşı koydu. Bir taraftan sağlık tehlikesi varken diğer taraftan ise sistemin uyguladığı mücadele ve hareket kısıtlamasının sertleşmesi vardı. Örgüt ilk andan itibaren, yeni faaliyet koşullarına göre düzenlemelerle uyum sağlayarak, üye ve kadroların sağlık önlemlerini zorunlu kabul ederek halk içindeki çalışmalarına devam etti. Merkezi Organ’ın, gerek bu karar gerekse de uygulaması bağlamındaki genel değerlendirmesi olumludur. Örgüt çok zor koşullarda, doğrultu belirlemeyi, müdahil olmayı ve emekçi ve gençlikten oluşan geniş kesime ulaşmayı, bir dizi alanda ciddi mücadele vermeyi, internetin değerlendirilmesini, 1 Mayıs eylem ve mitinglerinin yasaklanmasının kırılması başta olmak üzere eylemlerde belirleyici rol oynamayı başardı.

Yeni bir pandemi süreci ile kısıtlanmamak ki benzer sert koşullar meşrulaştırılmaya çalışılmakta, Merkezi Organ, sonraki süreç için beklenen sonuçların biçimlenmesi için sürecin analitik olarak bütün olumlu yanlarıyla birlikte eksiklerinin de değerlendirilmesini kabul etmiştir. Sonuç olarak bu dönem için Merkezi Organ’ın ayrı bir değerlendirmesi olacaktır.

Sonraki süreç açısından, ortaya çıkan olanaklar ve görevler bağlamında, acil görevlerimiz şunlardır:

* Emekçiler, gençlik ve semtlerde örgüte bağlı faaliyet yürüten cephe (kitle, çn.) örgütlenmelerinin siyasal ve örgütsel olarak güçlendirilmesi. Emekçiler, eğitim, üniversiteler, sağlık alanlarında gelişen mücadeleler ve bunların ortaya çıkaracağı siyasal süreçlere müdahil olmak. Biçimlenen ve biçimlenmeye devam edecek deneyim ve olguların genelleştirilmesi.(Sağlıkçıların ülke toplantısı, öğrenci-üniversiteli gençlik kampı, Sınıf Yürüyüşü ülke toplantısı gibi)

* Devamında ülke genelinde yapılacak toplantı-buluşmalarla desteklenecek, “Normale dönüş” sonrası oluşan durumu değerlendirecek internet üzerinden yapılacak merkezi siyasal programın örgütlenmesi.

* Yeni koşullara göre kendini biçimlendirecek şekilde, “Direnişin Sesi” web radyosunun desteklenmesi, yaygınlaştırılması.

* Proletarya Bayrağı gazetesinin ve parti yayınlarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve internet alanındaki çalışmaları gündemine alacak merkezi parti toplantısının siyasal ön hazırlığı.

* Geciken ve hedefinin gerisinde kalan bağış kampanyasının geniş anlamda, örgüt bağış kuponlarının yoğun dağıtımının yapılarak hedefin aşılması.

Genel sonuç olarak, örgütün sağlam zemine bastığını, önceki zorlu süreçten tamamen kendi olanaklarına dayanarak hareket içindeki faaliyetlerini geliştirerek çıktığını açıkça söyleyebiliriz.

YKP (m-l) Merkez Komitesi

Αναζήτηση
Κανάλι στο YouTube
Κατηγορίες
Βιβλιοπωλείο-Καφέ

Γραβιάς 10-12 - Εξάρχεια
Τηλ. 210-3303348
E-mail: ett.books@yahoo.gr